soramıyorum
O denize, karşıdaki adaya bakan balkonda saatlerce oturup ufukta benim göremediğim bir şeylere dalardın. O eski evin balkonunda, yan yana oturduğumuz, yanında huzur bulduğuma inandığım günlerde sen hiç konuşmazdın. Bir bardağındakine bir ufka bakardın. Dudakların incelir, gözlerine şahit olmadığım bir geçmişin gölgesi iner, anlamlandıramadığım bir kayıp duygusu yayılırdı masaya . Dalardın uzaklarda göremediğim başka dünyalara. Soramazdım neye bakıyorsun diye.
Nefret etmiştim sonra senden. Nedensiz bir öfke dökülmüştü içimden o ışıl ışıl lokantada. Herkes susmuştu. Gözlerimiz buluştuğunda senin de benden nefret ettiğine inanmıştım. Oturduğumuz masada ayaklarımıza uzanan deniz serindi, sakindi o akşam. Birisi konuyu değiştirmişti. Önce sen mi yoksa ben miydim, hangimiz gözlerimizi çevirmiştik diğerinden hatırlamıyorum şimdi. Bir daha asla seni görmeyeceğime, aynı masada oturmayacağıma yemin etmiştim. Sen de duymuştun. Bir duble rakı daha söylemiştin. Sabaha hatırlamayacağını bilsem de sen uyanmadan gitmiştim. Sormadın hiç sonraki yıllarda neden diye.
Tek tek girip çıkıyorum mezarların arasından. Soyadını, soyadımızı arıyorum. Aile kabrine yatırmışlar seni, annenin üzerine. Bir sarı kedi dolanıyor ağaçların arasında, yolu bilir belki diye takılıyorum peşine. Ağaçların arasından belli belirsiz bir güneş süzülüyor. Boğazdan tekneler sessizce geçiyor. Bahara giriyoruz. Kararırken hava çıkıyorum o mezarlıktan, hava serinlerken, seni bulamadan. Bizim mezar nerede diye sormadan.
Şimdi o balkonda, önümde bir kadeh rakı, ufka bakıyorum. Ben de belki senin gördüğünü görürüm diye. Bir gemi geçiyor ufuktan. Hafif bir esinti, araba seslerini, balıkçı teknelerinin taka taklarını, bir sokak satıcısının çığırtısını da ardına katıp saçlarımda dolanıyor. Martılar bir anda susuyor. Bir ufka bir bardağıma bakıyorum. Biz ne yaşadık? Soramıyorum.
Bir gülüşün vardı. Yıllar sonra en çok onu hatırlıyorum. Sırt çantamdan çıkartıp masaya bırakıyorum.


